Geze Geze Doyulmaz Kapadokya


Kapadokya:

    Lav tabakaların, milyonlarca yıl boyunca yağmur ve rüzgar tarafından aşındırılmasıyla, dünyada başka hiç bir yerde pek de görülemeyecek ilginçlikte ve güzellikte ortaya çıktığı bir coğrafya. Sıklıkla söylenen Erciyes, Hasan Dağı ve Güllü Dağ’ın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu değil, 60 milyon yıldır süren, bu dağlar olmadan oluşmaya başlamış ve halen devam eden doğal bir oluşum.

    Kapadokya ismini Persler’in ‘Güzel Atlar Ülkesi’ anlamındaki Katpatukya kelimesinden alıyor. Kayalara oyulmuş benzersiz evleri, kiliseleri, yeraltı şehirleri, rengarenk balonları, ünlü şarapları ve muhteşem günbatımıyla Kapadokya büyüleyici ve gizemli bir atmosfere sahip. İç Anadolu’da Nevşehir, Aksaray, Kırşehir, Niğde, Kayseri illerinin sınırlarına kadar uzayan geniş bir bölge burası. O yüzden bu güzel coğrafyaya 4 mevsim vakit ayırabilirsiniz.


    Peki Kapadokya nasıl oluştu? Basitçe, aktif yanardağlardan coğrafyaya yayılan küllerin oluşturduğu yumuşak tüf tabakasının üzerini kaplayan ince bir lav tabakası zamanla soğuyup sert bazalt oluşumlara dönüşmüş. Doğa olaylarının etkisiyle çatlayan bazalt kayalar ve altındaki tüfler aşınmış ve ortaya şapkaları olan peribacaları oluşturmuş.

Bu yumuşak tabakayı oyan insanlar, kendilerine barınak ve ibadethane yapmış, bazılarının duvarlarını dini resimlerle süslemiş. Bilinen tarihi MÖ 2 bin yılı başlarına kadar uzanan benzersiz bölgenin köklü tarihi ve kültürel mirası çok değerli.

Birbirinden ilginç oluşumların yer aldığı bölgedeki peribacaları ve yeraltı şehirleri, Nevşehir, Niğde, Kayseri ve Aksaray’ı kapsayan alana yayılıyor. Güneyde Toroslar, kuzeyde Tuz Gölü Havzası ve doğuda Fırat Nehri ile çevrili Kapadokya, dünya üzerinde örneğine az rastlanacak türde bir doğa ve kültür hazinesi.

Günümüzde Kapadokya denildiğinde Göreme, Ürgüp, Avanos, Derinkuyu, Ihlara ile Kaymaklı bölgelerini kapsayan, harika doğaya sahip bir cazibe merkezi anlaşılıyor.

Anadolu yarımadasının ortasında yer alan ve önemli yollar üzerinde olan Kapadokya mevcut yapısı ile birçok kültürün, inancın ve felsefenin harmanladığı bir yer. Aziz Pavlus ile Anadolu’da yayılan Hıristiyanlık, 3. yüzyıldan itibaren Kapadokya bölgesini de içine alacak şekilde genişlemiş.

Romalıların ilk Hıristiyanlara baskılarını arttırdığı 3-4’üncü yüzyıllarda ‘bir lokma bir hırka’ felsefesiyle yola çıkanlar, özgürce ibadet edebilecekleri bir yer ararken Kapadokya’nın lav ve küllerden oluşan yumuşak tabakalarını fark edip buraya yerleşmişler. Yeraltı şehirleri kuran, yüksek kayalıklarda üst üste delikli mağaralar açan ilk Hristiyanlar, savaşçı olmadıkları için, toprağın bereketini güvercin gübreleriyle kuvvetlendirmişler.

Bir tarım toplumu gibi ekip biçerek yaşamlarını sürdürmüş, inançlarını yaşatmayı başarmışlar. Bizans’ın ek güce ihtiyaç duyarak rahipleri de asker yapmaya başlaması ile idealist olan din adamları da kaçarak bu bölgeye yerleşmiş ve kendi kiliselerini inşa etmişler. Dünya nimetlerinden elini eteğini çeken münzeviler ise bu mağaralarda inzivaya çekilmiş.

Hristiyanlığın 3-4. yüzyılda Roma İmparatorluğu’nun resmi dini olarak kabul edilmesinin ardından, Kayseri (Sezeria) doğumlu Aziz Basil buraya gelerek bölgenin bu önemli noktası olan Göreme’yi (Korama) bir eğitim merkezi seçmiş. Burada yüzyıllar boyu yalnızca din adamları eğitilmiş ve yaşamlarını sürdürerek ibadet etmişler.

Kiliseler değişik dönemlerde tahrip edilmiş ve tekrar yapılmış. Freskler ise dönemlerin çalkantılarıyla birlikte üstleri alçıyla sıvanarak tekrar boyanmış. Dört bir yanı kayalara oyulmuş kiliselerle çevrili olan Kapadokya’da yaklaşık 360 oyma kilise bulunuyor.

Çok bilinen rotalarıyla Kapadokya’yı gezip, bunun da dışına çıkabilmek için, herkesin kendi yolunu bulması, kendine özel manzarayı keşfetmesi gerekiyor. Sürüden ayrılmayı, vadilerde kaybolmayı, kiliselerde yüzlerce yıllık geçmişin sesini dinlemeyi seçenler için atla, ciple, motosikletle, bisikletle ya da yürüyerek pek çok keşif seçeneği mevcut.

Kapadokya olağanüstü oluşumlarının yanında yeraltında da akıl almaz sürprizler saklıyor. Peri bacalarının büyüsüne kapılıp, yeraltı şehirlerinin önemini atlamamak gerekiyor. Kapadokya bölgesinde bulunan yaklaşık 30 yeraltı şehrinden yalnızca 7 tanesi gezilebiliyor. En çok ziyaret edilenler, Nevşehir-Niğde yolu üzerindeki Kaymaklı ve Derinkuyu Yeraltı Şehirleri.

Göreme:

    Göreme, Kapadokya’nın kalbi ve en çok ilgi gören noktası. Son yıllarda çok hızlı gelişim ve değişim içerisinde. Yeni açılan butik oteller ve mekanlarıyla serpilip güzelleşti. En iyi korunmuş Bizans dönemi kilise ve fresklerin yer aldığı Göreme Açık Hava Müzesi ise bölgenin baş tacı. Müzede, 6 kilise ve hemen girişte biri rahiplere diğeri de rahibelere ait olmak üzere 2 manastır bulunuyor.


Avanos:

    Nevşehir’in doğusunda, Kızılırmak’ın iki yakasına kurulu Avanos, çanakçılık, halıcılık gibi el sanatlarının ve şarapçılığın geliştiği, eşsiz peri bacaları, vadileri ve yeraltı şehirleri, kiliseleriyle Kapadokya bölgesinin en önemli turistik yerlerinden.

    Avanos çömleklerinin hamuru olan kil, aynı zamanda Avanos’u, Kapadokya’nın geri kalan kısmından ayıran Kızılırmak’a da rengini veriyor. Türkiye’nin en uzun nehri olan Kızılırmak, sık yağmur yağdığı zamanlarda ve karlar eridiğinde daha çok kızıllaşıyor. Demir oksit oranının en yüksek olduğu killi topraklara sahip olan Avanos’a 14 km mesafede ise Özkonak Yeraltı Şehri bulunuyor.

    Paşabağları Müze ve Örenyeri: Kapadokya’da en sevdiğim yer. Kapadokya gezilecek yerler listenizin başında olsun. Göreme-Avanos yolu üzerinde Zelve’ye çok yakın Paşabağ Rahipler Vadisi olarak da bilinen yer, şapkalı ve sıralı tipte peribacalarının en ilginç örneklerinin görülebiliyor. Bir zamanlar keşişlerin inziva yeriydi. Daha önceleri açık bir alandı ve ziyaret ücretsizdi. Şimdi 18 TL alınıyor.

    Devrent Vadisi: Avanos’ta yer alıyor. Hayal Vadisi veya Perili Vadi olarak da bilinen ve Göreme’ye 10 dakika uzaklıktaki vadideki peribacaları birçok hayvan ve insan şekline benzetilebilecek siluetler oluşturmuş. U şeklinde bir yapısı olan vadinin bir ucu Devrent iken diğer ucu da Kızılçukur’a uzanıyor. Ortada kalan bölüm ise Zelve ve Paşabağı olarak adlandırılıyor. Zelve Vadisi’nin aksine Devrent bölgesine yerleşim yeri kurulmamış. Kapadokya bölgesindeki vadilerden farklı olarak yürüyüş alanı sınırlı olan vadide daha ziyade binlerce farklı objeye benzetilebilecek peribacaları bulunuyor.

    Çavuşin Köyü: Kapadokya’ya her gittiğimde muhakkak uğradığım br köy. Göreme-Avanos yolu üzerinde, Göreme’ye 2 km uzaklıkta yer alan Çavuşin, Kapadokya’nın en eski yerleşim yerlerinden biri. Hristiyan ilk dönemlerinde keşişlerin ve rahiplerin yaşadığı köyde görülmesi gereken en önemli yer 5’inci yüzyıl tarihli Vaftizci Yahya Kilisesi. Ayrıca Çavuşin’den başlayarak Kapadokya’nın derinlerine uzayan ve 12 kilisenin yer aldığı Kızılçukur ve Güllüdere Vadileri Avanos’a bağlı olan Çavuşin sınırından başlıyor.


Uçhisar:

    Uçhisar, Kapadokya’nın en yüksek noktasına kurulmuş bir kasaba. Nevşehir merkezden 5 km uzaklıkta. Panoramik manzarasıyla Kapadokya coğrafyasını en güzel göreceğiniz en yüksek nokta. Görkemli kalesi, nefis butik otelleri ve restoranları ile Kapadokya’da son yılların gözde bir durağı. Kapadokya bölgesinin en lüks cave otellerinden bazılarına ev sahipliği yapıyor. Konaklama önerilerim Taşkonaklar Butik Otel, Anatelein Boutique.

    Uçhisar Kalesi, Kapadokya’yı 360 derece görebileceğiniz enfes bir nokta. Kalesi’nin zirvesinden Kızılçukur, Ortahisar, Ürgüp, İbrahimpaşa, Mustafapaşa ve Gomeda Vadileri ile Göreme, Avanos, Çavuşin, Nevşehir, Çat ve Erciyes’e kadar hemen her yer görülüyor. Yüksekliği 100 metreyi bulan Uçhisar Kalesi’nde çok sayıda oda, ev, sığınak, depo, sarnıç, mahzen var. Bu bölmeler birbirine merdivenler, tüneller ve koridorlarla bağlanmış.

    Güvercinlik Vadisi, Kapadokya’da, Uçhisar’dan Göreme’ye kadar uzayan 4100 metrelik bir trekking vadisi. Adını vadilerde oyulmuş güvercinlik denen yuvalardan alıyor. 19’uncu yüzyıla kadar bölge halkının en önemli uğraşlarından biri olan güvercinliklerde beslenen kuşlardan biriken gübreler toplanarak tarımda kullanılıyordu. Bu bölgelerde yaşayan Hristiyanlar güvercinlerin yumurtalarını toplayarak kiliselerin freskleri için kullandıkları alçıya katarlarlardı. Vadiye biri Uçhisar’dan, diğeri ise Uçhisar’ın güneyinden olmak üzere iki girişi bulunuyor.


Ürgüp

    Ürgüp, Kapadokya’nın en önemli yerleşim yerlerinden. Bizans döneminde önemli bir dini merkez olarak kullanılmış. Köy, kasaba ve vadilerinde ise kaya kiliselerin ve manastırların piskoposluk merkezi olan bölge aynı zamanda Roma dönemine ait kaya mezarlarına da ev sahipliği yapıyor.

    Selçuklular Döneminde Konya’ya ve Niğde’ye açılan önemli bir kale, Osmanlı döneminde ise Kadılık Merkezi olmuş. 70 cami, 5 kilise ve 11 kütüphanesiyle yörenin en çok rağbet gören yeriydi. Şimdi de öyle. Çarşısı kalabalık, canlı ve keyifli. Şarabıyla da ünlü ayrıca. Konaklama önerim: Fresco Cave Suites ????

    Ürgüp’te pek çok gezilecek yer var. Temenni Tepesi, Kadı Kalesi, Taşkın Paşa Cami, Ürgüp Müzesi, Üç Güzeller, Rum Hamamı, Pembe Vadi, Kızılçukur Vadisi, Üzengi Vadisi, Pancarlık ve Keşlik Vadileri, Aziz Theodore Kilisesi, Pancarlık Kilisesi, Ala Kilise, Kepez Kilisesi, Balkan Kiliseleri, Ayvasil Kilisesi ve Mustafapaşa Köyü bunlardan bazıları.


Turasan Şarap Evi:

    Kapadokya’da 3 nesildir şarapçılıkla uğraşan, şarapçılık geleneğinin en iyi yaşatıldığı işletmelerden biri. Üzümlerini kendi bağlarında yetiştirerek kendi tesislerinde işleyen işletmenin Uçhisar’da bütün bir kaya bloğunun oyularak yapıldığı, üst katı tadım merkezi olmak üzere mahzeni bulunuyor. Turasan’ın beyaz ve kırmızı şarapları Anadolu’nun en kaliteli yerel şaraplık üzümleri olan Kalecikkarası, Öküzgözü, Boğazkere, Emir, Narince ve Dimrit’den yapılıyor.


Üç Güzeller:

Kapadokya’nın simgesi. İki büyük bir de küçük peribacasından oluşan bölgenin en meşhur peribacaları. Kapadokya turları buraya mutlaka uğruyor. Kapadokya’da en çok fotoğrafı çekilen peribacaları bunlar.

Ihlara Vadisi

Ihlara Vadisi, Melendiz Çayının oluşturduğu 14 km uzunluğunda ve 100-200 metre derinlikteki kanyonuyla bölgenin en değerli yerlerinden biri. Vadi, Aksaray’ın Güzelyurt İlçesi, Ihlara Kasabası’nda ve Hasan Dağı’nın kuzeydoğusunda kalıyor. Kanyonun her iki yamacında kayalara oyulmuş freskli kiliseler yeryüzünde eşine rastlanmayan bir tarih hazinesi olarak günümüze ulaşmış.

En iyi korunmuş olanlar Ağaçaltı, Pürenliseki, Kokar, Yılanlı ve Kırkdamaltı Kiliseleri. Ihlara Vadisi, Aksaray’a 40, Güzelyurt’a ise 7 kilometre mesafedeki yer alıyor.


Yeraltı Şehirleri

    Kapadokya yeraltı şehirleri, en yaygın Bizans döneminde kullanılmış. İlk yapılanların tarihi Hititlere ve öncesine kadar uzuyor. İlk Hıristiyanlar, Romalı askerlerden kaçıp girişleri kolayca fark edilemeyecek şekilde yaptıkları yeraltı şehirlerinde saklanmışlar, yaşamışlar. Kapadokya’da bilinen 36 yeraltı şehri var. En büyükleri olan, Kaymaklı ve Derinkuyu haricinde kayalara oyularak yapılmış Özkonak, Özlüce, Tatlarin gibi yeraltı şehri bulunuyor.

    Kaymaklı Yeraltı Şehri, Nevşehir’e 20 km mesafedeki Kaymaklı Kasabası’nda yer alıyor. 8 katlı, 5000 kişi kapasiteli, yerin 20 metre altında yer alan 4 katı ziyarete açık. MÖ 3000’e kadar giden tarihiyle Hititlerin inşa ettiği bilinen kent, Roma ve Bizans dönemlerinde oyma işlemi devam ettirilerek genişletilmiş. Kaymaklı Yeraltı Şehri yaz döneminde (1 Nisan – 1 Ekim) 08.00-20.00, kış döneminde ise (1 Ekim – 1 Nisan) 08.00-17.00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. 

    Derinkuyu Yeraltı Şehri, Kapadokya’da bulunan yeraltı şehirlerinin en büyüğü. Jeolojik yapısının uygunluğu sayesinde zamanla sekiz kata kadar inebilmiş. Yeraltı şehri gezisinde erzak depoları, havalandırma bacaları, şarap imalathaneleri, kiliseler, manastırlar, su kuyuları, tuvaletler ve toplantı odaları görülebiliyor. Ziyarete açılan 8 katın derinliği 50 metreyken, tüm katlarının temizlenmesi halinde derinliğin 85 metreyi bulacağı ve kat sayısının 12-13’e ulaşacağı tahmin ediliyor. Bölgede gezilebilir alanı en geniş olan yeraltı şehri.